top of page

Artık Ben Kimin Göbeğine Şaplak Yapacağım

Beklemek de bir uğraştır; korkunç olan bekleyecek bir şeyinin kalmamasıdır.”

Cesare Pavese

 

Bugün yılbaşı. Takvim yeni bir yılı işaret ediyor; zaman, her zamanki kayıtsızlığıyla sonu gelmeyecek bir eşiği daha geçiyor.


Oysa daha bir hafta önce, yine aynı günde, iyi bir adam bu dünyadan çekildi.Cengiz Özmen öldü; benim kayınpederim olmasından öte hayatımdaki en sessiz iyiliklerden biriydi.




Onun ölümü de babamınki gibi bir kalp kriziydi: ani, hazırlıksız ve insana geriye dönüp cümle kurma hakkı tanımayan türden. Ölüm, nasıl gelirse gelsin, bedeni karartırken hatıraları yeşertiyor.


Yazının namusu adına itiraf etmeliyim: Babam öldüğünde bir tür özgürleştiğimi hissetmiştim. Babam kötü bir insan değildi ama iyi bir insan olduğunu da söyleyemem. Cengiz Özmen ise başkaydı. O, iyiliği gürültüsüz yaşayanlardandı…


Babamla kurduğum ilişkinin her zerresi gerilim taşırken, kayınpederimle olan her temas empatiye yaslanıyordu. Yüzdeki mimikte, kelimedeki vurguda, suskunluktaki niyette hissedilen bir empati… Aynı fikirde olmadığımız anlarda bile, aramızda anlamaya dönük bir çaba vardı; bazen konuşarak, bazen bilerek susarak kurulan bir diyalog.


Onunla babamdan daha fazla vakit geçirdiğimi söyleyebilirim. Ama yine de bir tamamlanamamış hissi kaldı içimde; bazı pişmanlıklarla birlikte… Yazının epigrafına atfen: Bir insanın yokluğu, en çok ona anlatılamayan şeylerde büyür.


Morgda teslim edilen eşyalarının arasından çıkan cüzdanında, altı yaşındaki kızım Lara’nın vesikalık fotoğrafını gördüğüm an… Dilim damağım kurudu. Kalbimin kanadığını hissettim; zira aynı fotoğraf benim de cüzdanımdaydı.


Kızıma onun öldüğünü, seçtiğim en “doğru” cümlelerle anlatmaya çalıştım. Beni kollarıyla sımsıkı sararak, ağlaya ağlaya tek bir soru sordu: “Artık ben kimin göbeğine şaplak yapacağım?” ve biraz sakinleştikten sonra ona bir resim çizdi. Kızımın çizdiği o resmi, onun mezarının başına yerleştirdim.


Babamı defnederken, onu defnettiğim an kadar ağlamamıştım… Eminim o an hâlimi görse, “Git, Lara’yla ilgilen,” derdi; ya da Voltaire’in Candide romanının kapanışındaki “Bahçemizi yeşertelim” cümlesinin izinde, “Git, işini yap,” diye eklerdi.


Koca göbekli, ondan daha koca yürekli bir adam geçti bu dünyadan; iddiasız ama samimi.

Yeni yıla girerken sevdiklerinize daha sıkı sarılın. Çünkü doğuyoruz; demek ki ölünecek.Ve yaşarken ne ona ne de kendi babama söyleyemediğim şekilde, şimdi yazının sonuna bırakıyorum:


Sevgili babam Cengiz Özmen’e rahmetle.


Özlemle…

 

 
 
 

Yorumlar


bottom of page